İçimdeki karanlığın bir kısmının aydınlandığı dönemlerim oldu. Sorgulamadan, keyif alarak öylesine yaşadığım direnci düşük aydınlıklarım… Işığımın geçici olduğunu sonradan fark edeceğimi bilmediğimden hazırlıksız yakalandığım zaaflarım oldu. İçine birdenbire düştüğümden tarif etmekte zorlandığım acemiliklerim, kendimle yeniden karşılaşana kadar geçen sürede yitirdiklerim… İş işten geçince de eskiye dönmeye yeltenemediklerim.
Ben, her gün devam ediyor olmamın esaretini, karanlık tarafa geçiyor olmamın cesaretini, hesaplaşma meselesi yaptım kendime. Hesap sormak, intikam almak, bedel ödetmek içimdeki zehri çeker mi damarlarımdan, bilmiyorum. Artık kaybedecek bir şey kalmadı ve kazanacak… O halde, ilahi adalete bırakmadan bu işi, en azından kaybettirdikleri kadarını almalıyım onlardan.
Seni yok etmek zorunda kalmak beni kahretti. Gerçek hayata tutunabilmem için buna mecbur bırakılmış olmamı anlayabileceğini düşünüyorum. Bana gönül koyamazsın Atlas, hatırlasana sen de aynısını yapmıştın Ceyda’ya. Ve o zavallı kadın ne kadar gerçekti senin için, sorgula.
Aziz…